Dr. Oktay Vural

Erişilebilir Menü:
Navigasyon
İçerik

Güç Politika ve İnsan Hakları

İnsan hakları konusu, evrensel ilgi alanında 10-20-30-40 yıl öncesine göre oldukça fazla önem kazanmış bulunmaktadır. Böyle olmakla beraber insan hakları konusunda, standart ve aynileşmış bir küresel kültürel olgunun gerçekleştiğini ve b u gelişmenin bir sonuç getirdiğini söylemek mümkün değildir.

Bir konunun teori ve pratiğiyle evrensel boyutta kabul edilmesi için önce evrensel olmalıdır. Bilim evrenseldir. Bilimle uğraşacak kişinin yolu bellidir. İnsan hakları konusu ise tanım itibariyle evrensel değildir. Bugün ifade edilen “insan hakları” kavramı Batıi düşüncesinden kaynaklanmıştır; Batı dışındaki toplumları aynı anlamada ve eşit oranda kavrandığı söylenemez. Böyle oluncada bu kavram üzerinde tartışmaların olması kaçınılmaz olmaktadır.

Burada temel nokta teori ve uygulama arasındaki farklılaşmayı kavrayabilmektir. İnsan hakları; liberaller tarafından politik bir tartışmanın konusu olarak görülmektedir. Hakların politik bir söylem haline gelmesi durumunda çeşitli politik mücadeleler içindeki insan hakları politikasının nüanslarının da olduğunun da kavranması gerekir.

Hakların evrenselliği tartışması daha çok tabii hukuk teorisyenleri veya pozitif hukukçular tarafından etkilenmiştir. Ancak, bu etkilenme “kültür nosyonu” bakımından meydana gelmemiştir. Batı kaynaklı evrenselleştirilmek istenen haklar yaklaşımı bu etkilenmeyi dikkate almayarak, tartışma ve çatışmaların odağını oluşturmaktadır.

Burada temel sorun, poltik bir güç elde etmenin aracı olarak insan haklarının kullanılmak istenmesidir. Yeni Dünya Düzeninde, küreselleşmenin temel tartışma alanı ve genişleme alanı olarak “insan hakları” önemli bir siyasi gündem maddesidir. Politik bir sistemin ve güç mücadelesinin unsuru haline getirilen “insan hakları” kavramı insanları bir dünya vatandaşı olarak görme amacına veya hedefine yönelmektedir.

Bu durumda insan hakları insanın ötesinde bir politik gücün kendisini ifade unsuru olmaktadır. İnsan haklarını bir üniforma gibi standart görerek, kabul ederek “dünya vatandaşı” hedefi milleti, kültürü, milli devleti aşmaya, aşındırmaya çalışmaktır. Evrensel bir “insan” yaklaşımı içinde ulusa, devlete, ihtiyaç olmayacağı hususu bir politik söylem olarak ortaya konmaktadır. Böyle bir politik söylem de “dünya devleti” yaklaşımını rasyonelize etmektedir.

Talbott şöyle diyor: “Tüm ülkeler sosyal organizasyondur. Gelecek yüzyılda millete ait olma saçmalaşacaktır. Bütün devletler tek küresel otoriteye bağlı olacaktır. 20.yüzyılın ortalarında moda bir söylem olan “dünya vatandaşı” 21. yüzyıl sonunda gerçek olacaktır. Bill Clinton kendini İstanbul’da dünya vatandaşı olarak ilan etmişti.

Günümüzde tanımı, sınırı belli olmayan ve kavramsallaştırılmış “insan hakları” konusu, milletleri, devletleri, kültürleri aşarak NATO’nun, BM’nin, koalisyonların, BOP’un müdahale aracı olarak kullanılmasına konu olabilmektedir.

Politik gücün merkezi haline gelen bu “hak” tartışmalarının milletleri, kültürü, milli devleti yok sayması, insanları küresel bir hükümetin dünya vatandaşı haline getirmesi hedefine yönelmesi, insan haklarını politize etmekte böylece güç elde etmenin aracı haline getirmektedir.

O halde da insan hakları hakramı, millet, devlet ve ulus-devleti aşan, aşındıran, yok sayan “bir dünya devleti vatandaşı” hedefine yönelmemelidir. Küreselleşmenin bu kavrama dayalı olarak güç elde etme çabaları ile egemenlik, milliyetçilik, yurtseverlik, bağımsızlık kavramlarını yok etmeye çalıştıkça direnç artacaktır.

İnsan hakları; toprak, kültür, kurumsal yapı, ekonomik ilişkiler, değerler, amaçlar, acılarla oluşan bir millet anlamında sosyal uzlaşmanın bir unsuru olarak görülmelidir. Bu bakımdan insan hakları evrensel bir güç politikasının aracı değil, milli sistemlerin sağlıklı işlemesi için, sosyal uzlaşmayı sağlayan inanç sisteminin kalitesini ve derinliğini sağlayan ve arttıran bir hedefe yönelmelidir.

Bu çerçevede milleti, devleti ve ulus-devleti anlamlandıran bir insan hakları kavramı temel yaklaşım olmalıdır. Şüphesiz evrensel gelişmelerle derinleşmeli ve zenginleşmelidir.

İnsanı, içinde bulunduğu milletten, devletden, sosyal uzlaşmayı sağladığı inançtan, kültür ve medeniyetinden, oluşturduğu sistemin rekabet gücünden kopararak, evrensel bir konuma getirmek insanı yalnızlaştıran, korkutan, fakirleştiren bir ortama taşır.

28.05.2007. 15:11

Bu metne ait bir yorum bulunmamaktadır.

Yorum yaz

:

:

:


9 + 4 =

Ehliyet X Sürücü Kursu - Ankara - http://www.ehliyetx.com/

Tüm Hakları Saklıdır © 2007 Dr. Oktay Vural | Tasarım: Eren Yaşarkurt

Sitemiz XHTML 1.0, CSS 2.0 ve Section 508 Standartları İle Uyumlu Olarak Geliştirilmiştir