Türkiye içeride ve dışarıda en çalkantılı dönemlerinden birini yaşamaktadır. Ülke dışından ağır silahlı gruplar Türkiye’den geçmeye hazırlanıyor, teröristbaşına sekreterya kurulacağı yazılıyor çiziliyor, ülkenin başbakanı ortalıkta yok. Başbakan Davutoğlu sırra kadem bastı. Adeta hayalet Casper oldu. “Ortadoğu’da yaprak kıpırdasa haberimiz olur” diyen Davutoğlundan çıtı çıkmıyor. Türkiye cumhuriyeti başbakanın nerede olduğunu duyan bilen gören var mıdır? Davutoğlu kaybolmuş gitmiştir. Kayıp ilanı mı versek ne yapsak?
Sadece başbakan değil, Hükümet de ortalarda yoktur, siyasi irade milli irade boşluğu vardır. Türkiye’yle ilgili en önemli açıklamaları ABD dışişleri sözcüsü ya da Barzani yönetimi yapmaktadır.
Hükümet öyle şaşkın ki, “Başbakanlığın” nerede olacağını nerede toplanacaklarını dahi bilmediklerini görmekteyiz. Hükümet sözcüsü “Ben orayı başbakanlık olacak sanıyordum” sözleriyle bunu itiraf etmektedir. Bakanlar Kurulunun nerede toplanacağı belli olmayan bir iktidar söz konusudur. 62. Hükümet 2 ayda adeta pert olmuştur. 12 yıllık AKP hükümetinde sürekli olarak millete söylenen yalanlar gatagulleler artık AKP debelenip duruyor.
Değerli arkadaşlar işte böyle bir ortamda ; AKP hükümetinin PKK’yı muhatap alarak başlattığı “ihanet Süreci”, bugün Türkiye’yi içeride ve dışarıda tam anlamıyla çıkmaz bir sokağa sokmuştur.
MHP olarak, bizim bu kirli süreçle ilgili zamanında bu ekranlar karşısında yaptığımız uyarılar, bütün öngörüler, maalesef tek tek çıkmıştır.
Daha önce bu ekranlarda, mitinglerde defalarca; “PKK’yı muhatap almayın, teröristbaşını Kürtlerin temsilcisi konumuna getirmeyin, böyle yaparsanız Türkiye’nin başını çok ağrıtırsınız” demiştik.
“PKK’yı muhatap alırsanız uluslararası alanda meşruiyetine kapı aralarsınız, Türkiye’nin egemenliğini hedef alırsınız” demiştik.
“PKK’yı muhatap alırsanız zamanı geldiğinde küresel güçlerin PKK’nın ve muadili terör örgütlerinin bize karşı silah olarak kullanılmasına yol açarsınız” demiştik.
Zaman ve gelişen olaylar maalesef MHP’yi haklı çıkardı.
Süreç İmralı’daki teröristbaşının PKK’yı istediği gibi yönetmesini, yönlendirmesini sağladığı gibi, uluslararası arenada meşruiyetine de kapı aralamıştır.
AKP’nin PKK’ya verdiği tavizlerin ceremesini bugün milletimiz çekmektedir.
AKP’nin PKK’yı meşrulaştırmaya dönük açılımlarının ceremesini bugün Dış Politikada devletimiz çekmektedir.
Erdoğan’ın ve AKP hükümetinin analar ağlamasın masalıyla Öcalan’ın güdümünde başlattığı süreç bizi felakete götürmektedir.
Daha önce “Süreci en iyi okuyan Öcalan” diyerek Öcalan güzellemesi yapan Akdoğan’ın bugün “KOBANİ eylemlerini Öcalan’ın mesajı tetiklemiştir” sözleri bunun itirafıdır.
KOBANİ meselesinde Türkiye’nin elinin ayağının bağlanması da işte bu baş belası “Sözde Çözüm Süreci”nin bir sonucudur.
Bu yüzden Erdoğan’ın “PKK neyse PYD’de odur, terör örgütüdür, PKK’nın Suriyeli liderlerinden bir tanesi de şu anda PYD’nin içinde savaşmaktadır. ABD’nin PYD’ye silah yardımını doğru bulmadığımızı söyledik,” sözlerinin hiçbir anlamı olmadığı açıktır.
Yaşanan bu rezil manzaranın arkasında, çelişkili açıklamaların arkasında AKP’nin içeride ve dışarıdaki yanlış politikası ve PKK’yı muhatap alması vardır.
Bir gün önce Afganistan dönüşünde “ Kobane yardımı için Obama’yı ben ikna ettim, Peşmergenin gitmesini ben önerdim” diyen Erdoğan bir gün sonra 360 derece dönerek “ABD bize rağmen PYD’ye Kobane’ye yardım etti, bu işi yaptı” diye sızlanmasının çelikşili açıklamalar yapmasının arkasında bu vardır.
Buradan Erdoğan’a soruyorum: Hem OBAMA’ya PYD terör örgütüdür dediğini söylüyorsun, hem de Peşmergenin PYD’ye yardıma gitmesini OBAMA’ya ben önerdim diyorsun. O zaman bu öneriyi niye yaptın?
Erdoğan dün “PYD peşmergeleri kabul etmedi.” derken, aynı anda “Peşmerge’nin Türkiye’nin kontrolünde Kobani’ye geçeceğini” ifade etmektedir. Hani PYD Peşmergeyi istemiyordu?
Jhon Kerry 20 Ekim’de “Peşmergenin İŞİD’le mücadele etmesi için KOBANİ’ye geçişine yardımcı olun” teklifini Türkiye’ye biz yaptık demiştir.
22 Ekim’de Barzani Yönetimi “Suriye’nin kuzeyindeki Kobani’ye ağır silahlarla donatılmış 200 Peşmerge gönderileceğini” söylemiştir.
23 Ekim’de HDP’li Demirtaş’ın “Peşmergenin PYD’ye silah yardımı ve Kobani’ye Koridor için hükümet, ben ve İmralı heyetinden yardım istedi” ve yine koridor açılıp peşmergenin gönderilmesi “ talebin HDP’nin değil devlet yetkilileriyle görüşen PYD’nin olduğu” sözleri hükümet tarafından hala yalanlanmamıştır.
Şimdi bu ifadelerin hangisi doğrudur?
Koskoca Türkiye Cumhuriyeti’nin düştüğü duruma bakar mısınız?
Senin ülkenden sana rağmen silahlı birtakım adamlar geçecek ve sen buna engel olamayacaksın? Sızlanacaksın. Böyle bir şey olabilir mi?
Sen orada bostan korkuluğu musun? Yoksa sinek ikilisi mi?
Hani Ortadoğu’da bizim müsaademiz olmadan bir kuş uçmayacaktı?
Hani Ortadoğu’da değişim dalgasının öncüsü biz olacaktık?
Hani gündemi belirlenen değil gündem belirleyen ülke olmuştuk?
Hani Dünya lideriydik?
Bırakın Ortadoğu’da söz sahibi olmayı ülkemizin sınırlarını korumaktan aciz, beceriksiz, pısırık, ezik bir iktidarla karşı karşıyayız.
“ABD’ye PYD’nin terör örgütü olduğunu ifade ettiğimiz halde, Bize rağmen PYD’ye KOBANİ’ye silah yardımı yaptı” diye sızlanan bir iktidarla karşı karşıyayız.
Bir yandan ABD stratejik ortağımız model ortağımız diyeceksiniz sonada ABD PKK’yı tercih etti diye sızlanacaksınız.
AKP ABD’yi, ABD PKK’yı Türkiye’ye karşı tercih etmiştir.
Sen Peşmerge’nin PKK’ya yardım götürmesine izin verirsen Barzani’nin kucağındaki PKK’ya nasıl operasyon yapacaksın.
Tezkere PKK’ya karşı sınır ötesi operasyon için yetki alınmışken şimdi PKK’nın bizim sınırlarımızda Operasyon yapmasıyla karşı karşıya kalınmıştır.
Peşmerge geçişinin siyasi ve hukiki meşruiyeti yoktur. Bunun tezkereyle ilişkilendirilmesi Türkiye’nin egemenlik hakkını, milli iradesini ve hukuk devleti ilkesini yok saymak demektir. Bu mantık yanlış bir mantıktık. Sakat bir mantıktır.
Türkiye Cumhuriyetinin muhatabı bir takım silahlı gruplar değil devletlerdir. El kaide El Nusra ve PKK’nın Türkiye içinde meşrulaşmasına izin verirsiniz.
Görülmektedir ki, Türkiye’nin değerli yanlızlığı Türkiye’yi terörist gurupların ligine çekmiştir.
Evet, Sen Türkiye’de terör örgütlerini, 40 binden fazla insanını öldüren PKK’yı muhatap alırsan, çözüm ortağım diye lanse edersen “PKK neyse PYD’de odur, terör örgütüdür” sözlerine başkaları niye itibar etsin?
Sen “KOBANİ neyse Suruç’ta odur, Kobani Suruç’tan ayrı düşünülemez” dersen, ABD’nin KOBANİ’deki teröristlere, PYD’ye yardımına nasıl karşı duracaksın?
Bu yüzden birilerinin Letonya’dan “PKK ülkemde 40 binden fazla insanı öldürürken neredeydiniz?” sorusunu sorması laf-ı güzaftan başka bir anlam taşımamaktadır.

AKP iktidarı malesef Ne ektiyse şimdi onu biçmektedir.
Kimse kimseyi kandırmaya kalkmasın, Bundan sonraki aşamada 4 parçalı KÜRDİSTAN’ın inşaası vardır.
Türkiye PYD’ye KOBANİ’ye silah yardımına engel olamayarak KÜRDİSTAN’a geçit verecek bir pozisyona getirilmiş, kırmızı çizgileri alt üst olmuştur.
Erdoğan’ın “KOBANİ’ye yardım niye bu kadar önemli anlamakta zorlanıyorum” dedikten sonra “ Peşmergelerin KOBANİ’ye geçiş teklifini OBAMA’ya ben yaptım” demesi kuyruğu dik tutuyor görüntüsü vermek içindir.
Görünen o ki maalesef kuyruk kıstırılmış, Türkiye sıkıştırılmıştır.
Dünya lideri diye havuz medyasında allanan pullananların ABD’ye peşmerge konusunda bile sözünü geçiremediğini ve taa Letonya’dan “ Burada şimdi biz ne işe yarıyoruz” diyerek sızlandığını ibretle izlemekteyiz.
Bu sözler, AKP iktidarının dünyada hiçbir işe yaramadığının, hiçbir hükmünün olmadığının, sinek ikili kadar dahi olamadığının itirafıdır. Bizden habersiz Ortadoğuda yaprak kıpırdamaz” diyen AKP iktidarının foyası ortaya çıkmış, boyası dökülmüştür. Erdoğan ve Davutoğlu ikilisi maalesef Türkiye’nin itibarını yerle bir etmiş vaziyettedir. Ancak, Türkiye’nin itibarını yerle bir etmeye kimsenin hakkı yoktur.