Bugün Suriye bir iç savaşa sürüklenmiş durumda. Barış ayı olan Ramazan’da yanı başımızda hergün yüzlerce kişi ölüyor, binlerce kişi köyünü,  şehrini terk ediyor. Bu yaşanan gelişmeler muhakkak ki hem komşu olarak hem de ortak bir dinin mensupları olarak hepimizin içini acıtıyor.

AKP’nin Suriye politikasının başından itibaren yanlış olduğunu, 900 km. sınır uzunluğumuz olan bir komşu ülkeyle ilgili atılacak adımların sonuçlarının iyi düşünülmesi, Suriye’de yaşanacak kötü gidişatın birinci derecede Türkiye’yi olumsuz etkileyeceğini,  küresel güçlerin gazıyla hareket edilmemesi gerektiğini defalarca ifade ettik.

Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun, Başbakan Erdoğan’ın Suriye meselesinde aceleci davranarak, gelişmeleri öngöremeden Türkiye’yi belli bir politikaya mahkûm etmesi bugün yanı başımızda Türkiye’nin güvenliğini tehdit eden gelişmelere de yol açmıştır.

Halkına karşı şiddet kullanmaktan çekinmeyen diktatör bir rejim sorunu, artık bir devletin varlığı sorununa dönüşmüştür. Böylesine bir sorunun bölgemizde çeşitli güçlerin oyuncağı haline gelmeye başladığı görülmektedir.

Artık mesele AKP iktidarının dış politika anlayışının eleştirilmesinden çok daha mühim bir meseledir. Suriye meselesi son yaşanan gelişmelerle birlikte Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyetinin geleceğini tesir altına alması muhtemel sonuçları itibarıyla daha da önem kazanmıştır. Suriye’de oluşacak yapının bütünlüğünün olup olmayacağı, demokratikliği endişe kaynağı olmaya devam edecektir.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’nin Kuzeyinde yaşanan gelişmelerle ilgili olarak 31 Temmuz 2012 tarihinde yaptığı “Ulusa Sesleniş” konuşmasında yer alan ifadeler bizim bu tespit ve eleştirilerimizin ne kadar haklı olduğunu göstermiştir.

Erdoğan o konuşmasında “Türkiye’nin güvenliğine tehdit teşkil edecek girişimlere biz asla müsamaha göstermeyiz. Suriye’nin kuzeyinde, Esed rejiminin katliamları acımasızca devam ederken, burada bir takım oldubittilere girişilmesi, üzerinde dikkatle durulması, düşünülmesi gereken bir manzaradır. Türkiye, bu oldubittilere asla göz yummaz. Güvenliğimizi tehdit eden, iç barışımıza ve huzurumuza yönelik her girişim, her eylem karşısında kararlı bir duruş sergilemeye, aktif tutum izlemeye devam edeceğiz.” Diyerek aslında bugüne kadar uygulamış oldukları Suriye politikasının nasıl iflas ettiğini de açıkça gözler önüne seriyor.

Sayın Başbakan’ın ulusa sesleniş konuşmasındaki gelişmeler üzerinde dikkatle durması, düşünmesi gereken AKP hükümetidir. Aslında Sayın Başbakan dikkatle durmadan, düşünülmeden oluşturulmuş bir politikadan şikayet etmektedir.

AKP iktidarı bu gelişmeleri görememiştir. Türkiye burada yaşanan oldubittileri bugüne kadar seyretmiş, hatta bu oldubittilerin önünü açacak gelişmeler konusunda maalesef hiçbir şey yapmamıştır. Sayın Başbakanın üzerinde dikkatle durulması, düşünülmesi gereken dediği manzara bir sonuçtur. Maalesef bu sonuçlar uygulanan politikaların kifayetsizliğini, sonuçların ortaya çıkmasını engelleyemediğini ortaya koymuştur. Özellikle Türkiye gibi büyük bir ülkenin, ülkemizi yönetenlerin Dünya Devleti olduk, oyun kurucu olduk ifadelerine rağmen oldubittilerden faydalanmak isteyenleri caydıramamış olması da ibret vericidir. 

Bütün bu eleştirilere rağmen Sayın Başbakan’ın bu endişeleri dikkate alınarak milli bir duruş oluşturmak ve milli bir politika belirlemek zorunludur. Bu çerçevede müphem açıklamalardan vazgeçilip Suriye’nin etnik ve mezhebe dayalı güç paylaşımına izin verilmeyeceği kararlı adımlarla ortaya konulmalıdır. Sayın Başbakan’ın Ulusa Seslenişinde yer alan endişeler Türk Milletinin hassasiyeti ve tepkisi çerçevesinde söylenmiş geçici bir söylem olmamalıdır. Dışişleri bakanı Sayın Davutoğlu’nun “Suriye’de kırmızı çizgimiz olmadığına” dair ifadeleri dikkate alındığında Sayın Başbakan’ın endişe duyduğu gelişmelerin engellenmesi konusunda ikircikli bir anlayışın hakim olduğuna dair endişe taşıdığımızı da ifade etmek istiyorum. Türkiye’nin Irak’ın yeniden yapılanmasında ortaya koyduğu kırmızıçizgilerin bugün ihlal edildiğini gördüğümüzde bu endişelerin ne kadar haklı olduğu da ortadadır.

Diğer taraftan Medyada bir takım kendini bilmez çevrelerce birkaç gündür  “Eğer gerekli adımlar atılmazsa” şeklinde başlayan ve  “Türkiye’yi de Suriye ve Irak benzeri bir akıbetin beklediği” yönünde aba altından soba gösterenlere, bu minvalde değerlendirmeler yapanlara rastlanmaktadır. Bu tip psikolojik operasyonlara müsamaha gösterilmemeli, bunlara pabuç bırakılmamalı, hükümet tarafından gerekli cevaplar gecikmeden verilmelidir.

Sayın Başbakan’ın “Ulusa Sesleniş”te “üzerinde durulması, düşünülmesi” gereken gelişmelerle ilgili endişeler hususunda gereğini yerine getirmeye çağırıyoruz. Gerek sözde Kürt meselesinin çözümü adı altında Türkiye’nin çözülmesi girişimlerini gerekse Suriye’de oldubittileri bu çerçevede ele almaya davet ediyoruz.

Türkiye tarihinin en önemli dönemecinden geçmektedir. Milli birlik ve bütünlüğünün açıkça tehdit edildiği bu gelişmeler karşısında gerekli adımlar bir an önce atılmalı, birilerinin gördüğü hayallerin suya düşeceği, heveslerin kursaklarında kalacağı,  o küçük kafalarına nakşedilmelidir.