Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 25 Eylül 2018′de başlayan 73. toplantısının ana teması “Birleşmiş Milletler’in Tüm İnsanlarla İlgili Olmasını Sağlamak: Barışçıl, Adil ve Sürdürülebilir Toplumlar İçin Küresel Liderlik ve Ortak Sorumluluklar” olarak belirlendi.

Bu toplantıda ülke liderleri çok taraflılık ve uluslararası kuruluşların rolü hakkında görüşlerini paylaştı.

2004 yılında Ege’de Son Söz Gazetesinde yayınlanan aşağıda yer alan makalemde ben de Birleşmiş Milletlerin rolünü sorgulamıştım.

21. YÜZYILIN BİRLEŞMİŞ MİLLETLERİ?

HER GEÇEN GÜN yeni tehditlerin ortaya çıktığı ve bunların hızla yayıldığı yeni bir dünyada yaşıyoruz. BM, 1945 yılında kurulduğu zaman nükleer terörizm, yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar ve sivil savaş yüzünden devletlerin yıkılması gibi pek çok tehdit tahmin bile edilemez iken, bugün dünyanın temel sorunları haline gelmiş bulunmaktadır.

Bugünün dünyasında birine tehdit herkese tehdit anlamına gelmektedir. Küreselleşme, dünya içindeki herhangi bir yere yapılacak büyük bir terörist atağın, milyonlarca kişinin esenliğini bozabileceği bir dünyayı da beraberinde getirmiştir. 700 milyon uluslararası havayolu yolcusundan herhangi birinin farkında olmadan ölümcül bir bulaşıcı hastalığın taşıyıcısı olabileceği gibi, herhangi bir devletin
kapasitesinin erozyona uğramasıyla yaygınlaşacak terörizm ve organize suçlar birçok ülkenin savunmasını zayıflatabilmektedir.

Kısaca, günümüz dünyasında tüm ülkeler, güvenliklerini sağlamak için uluslararası iş birliğine ihtiyaç duymaktadır.

Dünyanın, bugün ve gelecek yıllarda uğraşmak zorunda olduğu 6 temel tehditler kümesi bulunmaktadır:
- Devletler arasında savaş
- Sivil savaş, geniş ölçekli insan hakları ihlalleri ve soykırım dâhil devletler içinde yaşanan şiddet olayları
- Yoksulluk, bulaşıcı hastalıklar ve çevre kirlenmesi
- Nükleer, radyolojik, kimyasal ve biyolojik silahlar
- Terörizm
- Uluslararası organize suç örgütleri

Gerekli adımları atmazsak, gelecekte yüzleşeceğimiz bu benzeri tehditlere etkin bir şekilde cevap verebilecek bir organizasyondan mahrum kalmak gibi çok önemli bir tehlikeyle karşı karşıya kalacağız.

Bu tür tehditlerin engellenmesine yönelik ortak bir güvenlik sistemi için savunmanın ilk hattı, “kalkınma” olmalıdır. Yoksullukla mücadele yalnızca milyonlarca hayatı kurtarmayacak ayrıca ülkelerin terörizmle, organize suçla ve hızlı nüfus artışıyla mücadele kapasitesini arttıracaktır.

Bununla birlikte, biyolojik güvenlik sağlanmalı, devletler arasındaki savaşlar engellenmelidir. Daha güvenli bir dünya arzuluyorsak nükleer, biyolojik ve kimyasal silahların kullanımı ve yayılımı engellenmelidir. Terörizm ve uluslararası örgütlü suçların yayılması da tüm diğer tehditleri yükseltmektedir.

Bu tehditlere cevap vermek için; bugünkü yapısıyla bu sorunları çözmek konusunda yetersiz kalan, Güvenlik Konseyi’nin esiri haline gelmiş ve Güvenlik Konseyi’nin çıkarına hizmet eder duruma girmiş olan Birleşmiş Milletlerin yeniden organize edilmesi gereklidir.

21. yüzyılın ortaya koyduğu tehditlere karşı “koalisyonlar” oluşturarak, ortakların tercihlerine bağlı bir hareket tarzının da sorunları çözmediği görülmektedir. Bu nedenle, milletlerin ve devletlerin ortak güvenliğini dikkate alan “ortak sorumluluk anlayışına” dayalı bir yapılanmaya ihtiyaç vardır. Bu, Birleşmiş Milletlerin bu esasları göz önüne alarak yeniden yapılandırılmasıyla sağlanabilecektir.

Bu tespitler ışığında BM’nin yeniden yapılanması gerektiğine göre, biz daha güvenli bir dünya için ne düşünüyoruz?

Evet, 2004 yılındaki makalemi bu soruyla bitirmiştim.

Bu makalemden sonra da “Daha Güvenli Bir Dünya için” önerileri değerlendiren ve kendi görüşlerimi ortaya koyan bir başka makale yayınlamıştım.

Bunu da güncel olması bakımından daha sonra sizinle paylaşacağım.