AKP’nin Kızılcahamam kampında Başbakan Erdoğanın “Üniversite öğrencisi genç kız, erkek öğrenci ile aynı evde kalıyor. Bunun denetimi yok. Muhafazakar demokrat yapımıza bu ters” dediği haberi gazetelere yansıdı ve bunun üzerinden bir tartışma başladı.
Daha sonra da Başbakan yardımcısı Arınç “Düpedüz asparagas bir haberdir. Bizim böyle bir yetkimiz yok, böyle bir düşüncemiz de yok. Sayın Başbakan’ın buna benzer bir ifadesi de kesinikle söz konusu değil” şeklinde açıklamada bulunarak bunu yalanladı.
Yine Yalçın Akdoğan “ahlak polisliği tezviratı gerçekdışıdır. Öğrenci evlerine yönelik hedef saptırmalar da çok yanlıştır. Konu izinsiz apartlardı” diyerek bu haberin yalan olduğunu söyledi.
Buraya kadar herşey normal ancak başbakan Erdoğan dünkü grup konuşmasında Arınç’ı ve başdanışmanını yine ters köşeye yatırdı. Arınç daha önce de şike ve gezi parkı olaylarında ters köşeye yatmış, söylediğine söyleyeceğine pişman olmuştu. Yine Başbakan Erdoğan, Hüseyin Çelik’i “tek dil, tek din” mevzuunda ters köşeye yatırmış, “başbakanın dili sürçmüştür” diyen Hüseyin Çelik’i bu “partide genel başkan tektir” diyerek açığa düşürmüştü.
Başbakan dünkü grup konuşmasında da ve Finlandiyaya uçmadan önce “ Bazı yerlerde de evlerde kalma noktasında sıkıntı yaşıyoruz. Emniyet güçlerimize, valiliklerimize gelen istihbari bilgiler var, buna yönelik de valiliklerimiz bu durumlara müdahale ediyor. Peki, bu ihbarlar nereden geliyor? Aynı apartmanda yaşayan komşularından geliyor. Çünkü buralarda nelerin olduğu belli değil, karmakarışık, her şey olabiliyor. Şikayetleri değerlendireceğiz. Bir kızla bir erkeğin bir evde kalması ne denli doğru olabilir? Gerekirse yasal düzenleme yaparız.” Demiştir.

Türkiye’yi nasıl bir Hükümet yönetiyor? Evlere şenlik bir Hükümet var. Hükümet 7 kocalı Hürmüz gibi. Başbakan, Kızılcahamam’da bu konuyu gündeme getiriyor. Başbakan’ın yardımcısı ayrı telden, danışmanı ayrı telden çalıyor. Yardımcısı Arınç, ‘asparagas’ diyor. Ama Arınç kendisine ‘asparagas’ diyor herhalde. Danışmanı Yalçın Akdoğan, ‘öğrenci evlerine yönelik konuyu saptırmak çok yanlıştır’ diyor, sonra Başbakan ‘ben konuştum’ diyor. Bunların söylediğine kim inanır, Başbakan yardımcısına, danışmanına kim inanır? Bu kadar çelişki içerisinde kendisini ters köşeye yatırıyor, kendi kalesine gol atıyor, yardımcısını, danışmanını ters köşeye yatırıyor.

Vural, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın Gezi Parkı protestoları sırasında da “ters köşeye yattığını” söyledi.

“Türkiye’de bir Hükümet mi var? Post kavgası kızıştıkça, bunlar birbirini yalanlamaya, açığa düşürmeye devam edecek. Başbakan Yardımcısı, Başbakan’ın Kızılcahamam’da ne dediğini bilmiyorsa bu işi bırakması lazım.

Başbakan, ‘konuştuğumu inkar etmem’ diyor:
Bunu kim söylüyor, önce “Tek dil” deyip, sonra “ben tek dil demedim” diyen biri…
Bunu kim söylüyor önce “Tek din” deyip sonra “ben tek din demedim” diye kıvıran biri..
Bunu kim söylüyor Malatya’ya füze meselesinde “Kontrol Türkiye’de olmalıdır” dedikten sonra, “Kontrol Nato’da olmalıdır” diye çark eden biri…
Bunu kim söylüyor “NATO’nun libya’da ne işi var” dedikten hemen sonra “NATO libya’da olmalıdır” diyen biri…
Bunu kim söylüyor “ İkinci Cenevre ipe un sermektir” deyip iki gün sonra “İkinci Cenevre yapılmalıdır, fikrim değişti” diyerek tornistan eden biri.
Bunu kim söylüyor; Gezi Parkı ile ilgili ilk önce “Beş günde olanların mesajı bu mu? Ben bakanımın hangi mesajı aldığını bilmiyorum. Ben mesaj falan almadım” Deyip sonra “Eğer sizin mesajınız Taksim Gezi Parkı ise, bu mesaj alınmıştır” diyen biri…
Bunu kim söylüyor “Anadilde eğitim resmide de özelde de olmayacak biz bölünmeye yol açacak adımları atmayız” deyip, sonra “Anadilde eğitimin özelde önünü açıyoruz” diyen biri.
Bunu kim söylüyor “Benim arkadaşlarımın, PKK ile görüştüğümüzü söyleyenler şerefsizdir alçaktır” deyip, “Arkadaşlarımı Oslo’ya İmralı’ya ben gönderdim” diyen biri…
Erdoğan’ın nasıl karakterde bir siyasetçi olduğuna daha bir çok örnek verebilir ancak buna bir konferans düzenlemek gerekir!

Anlaşılan o ki başbakan Erdoğan milletvekillerinin başörtüsüyle meclise gelmesinden bir polemik bir gerginlik çıkaramadı, öğrenci evleri meselesiyle yeni bir gerginlik, yeni bir gündem oluşturmak istiyor. Başbakan Erdoğan yeni gündemler yaratarak milletin asıl gündemini, işsizliği, yoksulluğu, yolsuzluğu, AKP hükümetinin PKK’ya verdiği tavizleri örtme peşinde.
Yeni gerilim alanları yaratarak siyasetini tahkim etmek istiyor. Çünkü Başbakanın başlıca besin kaynağı, gerilim ve kavga. Başbakanın varlık sebebi bu. Erdoğan bu gerilim ve kavga stratejisine bu defa da öğrencileri alet ediyor.

Öğrenci evleriyle ilgili münferit böyle bilgiler aldıysan bunu genele yaymak, kızlarımızın çocuklarımızın tamamını töhmet altında bırakmak bir başbakana yakışıyor mu? Madem böyle istihbaratlar geliyor, o çocukların aileleriyle konuşulur, bu mesele genele taşınmadan, kimsenin onuruyla, gururuyla oynanmadan halledilir. Ancak görünün o ki başbakan bunu bir polemik konusu haline getirmek, yeni gerilim alanları yaratmak peşindedir. Bu gerilim siyasetini gençlerimiz üzerinden yapması onların onurlarını rencide etmiştir, adeta hepsini töhmet altında bırakmış, onları yetiştiren, yemeyip yediren, giymeyip giydiren, sırtındakini ceketini satıp okutan anne ve babaları derinden yaralamıştır.
Başbakana diyorum ki, hayırlı bir iş yapacaksan, önce kendi sorumluluğunda olan çocuk esirgeme kurumlarını, çocuk cezaevlerinde yaşananları, her geçen gün artan kadına şiddet meselesini çöz. Bunların peşine düş.
Üniversite öğrencilerinin bir simitle üç öğünü nasıl idare ettiklerini sorgula!
Bu ülkede alınterleriyle çocuk okutan ailelerin çoğunluğunu niye asgari ücrete mahkum ettin bunu sorgula. Madem ki, Yurt sıkıntısı var ve çocuklar bu yüzden evlerde kalıyorlarsa bu böyle sorunlar doğuruyorsa, başbakana buradan çağrım, bu evlerin kiralarının yurt parası kadarının YURTKUR tarafından karşılanmasıdır.
Eğer ülkede bir ahlaki erozyon varsa bunun başlıca müsebbi onbir yıldır iktidarda olan AKP Hükümetidir.
Bir de başbakan bu polemiği gündeme getirirken “muhafazakar yapımıza bu yakışmaz” demiştir ki, asıl bizi hayrete düşüren bu olmuştur.
AKP ve muhafazakarlığı yan yana getirmek herşeyden önce muhafazakar değerlerimize ve kendini mahafazakar olarak niteleyen vatandaşlarımıza hakarettir.
Ben buradan muhafazakar yapımıza yakışmaz diyen başbakana soruyorum:
Zinayı suç olmaktan çıkarmak, serbest bırakmak muhafazakar yapımıza yakışıyor mu?
Cinsel suçların senin döneminde yüzde 400 artmış, bu muhafazakârlığa yakışıyor mu?
Boşanma sayısı 90 binden 123 bine çıkmış, bu muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Yandaşlara peşkeş çekmek için ihale yasasında yüz defa değiştirmişsin, bu muhafazakarlığa yakışıyor mu?
İhaleye fesad karıştıranları kurtarmak için yasa çıkarmak mahfazakarlığa yakışıyor mu?
Yetim malını yandaşa candaşa peşkeş çekmek, oğullara gemicikler, dünürlere medya satın almak muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Irak’ta yüzbinlerce Müslümanın kanına giren ABD askerlerinin sağ salim evlerine dönmeleri için dua etmek muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Mısır’da darbeye darbe demeyenlerle birlikte BOP projesinin eşbaşkanlığını yapmak, Ortadoğu’da BOP’un jandarması olmak muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Libya’da ikinci Haçlı seferlerini gerçekleştiriyoruz diyen Fransa ile Libya’yı yakıp yıkmak muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Rant için cami yıkmak muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Kilisiler açmak, bu kilisilerde ayinler düzenletmek muhafazakarlığa yakışıyor mu?
İktidar için papaz elbisesi bile giyerim demek muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Yahudi cesaret madalyası almak muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Gençlere Yahudi işadamları gibi olun, paranın dini imanı, rengi olmaz demek muhafazakarlığa yakışıyor mu?
Haçlı seferlerinin karşılıklı fikir alışverişi olduğunu bize zenginlik kattığını söylemek muhafazakarlığa yakışıyor mu?

Bütün bunları yapan Başbakan Erdoğanla muhafazakarlığı, muhafazakar değerleri yan yana getirmek her şeyden önce muhafazakar değerlere saygısızlıktır.

Diğer HABERLER