“Cumhurbaşkanının Yüzde Elli Oyla Seçilmesinin Bazı Anlamları Üzerine” Cımhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu(CBHPK) 8 Mayıs 2020′de bir açıklama yayınlamış. Açıklamanın “Bu Kuralın Türkiye Açısından Manası Nedir” başlıklı kısımında bazı subjektif değerlendirmeler yer almış.

Bu açıklamada Kuralın Türkiye için anlamını şöyle ifade edilmiş: “Türkiye toplumu çok kimlikli bir toplumdur.” “Bunun iki manası vardır: Birincisi bizim toplumumuz farklı kimlik gruplarının bir bileşkesidir.”

Açıklama devamla “Toplumumuzun bu özellikleri sosyolojik ve siyasal istikrarı korumak için her mecrada her yapıda her sistemde ve her yaklaşımda mutlak surette ve belirleyici faktör olarak hesaba katılmalıdır.” diyor.

Bu ifadeler hakkında bazı değerlendirmelerimi sizinle paylaşmak istiyorum.

Bu atfedilen birinci mana ne hukuki ne de sosyolojik gerçeklere uygundur. Açıklamada kullanılan Türkiye Toplumu ifadesi ne Anayasada, ne Siyasi Partiler Kanununda ne de Cumhurbaşkanı seçimi kanununda vardır. Anayasada İki yerde Türk toplumu ifadesi geçmektedir.

Gerek Anayasa gerekse kanunlarımızın dayandığı esas Türk milletidir. Cumhuriyet’in ortak geçmiş, ortak değerler ve ortak gelecek tasavvurunun “millet” anlayışına dayalı kurucu ilkeleriyle “Türkiye Toplumu” ifadesi uyuşmaz.

“Türkiye toplumu” ifadesi coğrafi ve politik bölgeye dayalı olarak “toplum” tanımlaması ise kültür ve milli kimlik gerçeğini gözardı eder. Topografik bir mekanla toplumu tanımlamak onun ötesindeki milli kimliği, değerleri, amaçları gözardı eder.

Milli kimlik ve değerler, yerlilik, vatanseverlik ve ülke için fedakarlık millet olma şuurunda berraklaşır. “Müşterek kültür ve millet şuuru; kişilerde, o millet içinde yaşama zorunluluğu, arzusu, dileği de yaratır.”

Milli kültür ve kimlikten uzaklaşan toplumlarda sosyolojik istikrar sağlanamaz. Aksine savrulma ile merkezden uzaklaşılır.Millet,kolektif kimlikler ve toplumların dinamik yapılarını oluşturan aidiyeti ve bireylerin söz konusu aidiyet unsurlarını benimsemeleriyle ilgilidir.

CBHPK’nun açıklaması “farklı kimlik gruplarının bileşkesi” ifadesiyle bireylerden değil “kimlik grupları”ndan bahsetmektedir.Toplumu farklı kimlik gruplarının bileşkesi olarak tanımlamak “milletleşme” sürecini, Türk milletini, milli kimliği ve “Tek Millet” anlayışını ifade etmez.

Öte yandan “kimlik grupları” ve “çok kimlikli toplum” ifadesi gerek hukuki gerekse sosyolojik gerçeklere aykırıdır.Anayasa’ya göre “Türkiye Devleti,ülkesi ve milletiyle bölünme bir bütündür.Dili Türkçedir.”“Türk devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür.”

“Grup kimlikleri”nin ekonomik, sosyal, siyasal ve moral bakımından kavrayıcı, kuşatıcı ve içselleştirici milli kimlik yerine kavramsallaştırılması toplumsal/sosyolojik istikrarı zedeler.

Milli kültür ve milli kimlik oluşumunu sosyolojik süreçlerden koparmak, biyolojik veya topoğrafik yapılara bağlamak iç bütünleşmenin yanı sıra dış tehditlere karsı duruşun da zeminini oluşturan “milli bilinci(şuuru)” zayıflatır.

CBHPK’nun açıklamasında yer alan toplumumuza atfettiği özelliklerin her yapıda, her sistemde mutlak surette ve belirleyici faktör olarak hesaba katılması ifadesi ise milli devlet anlayışı, değer, hukuk ve eğitim sistemi bakımından bağdaşırlığı ayrıca izaha muhtaçtır.

CBHPK açıklamada “Türkiye Toplumu ve onu oluşturan bireyler çok kimlikli olmakla birlikte başat aidiyetini tek kimlik üzerinden ifade edilmesi ihtiyacı doğduğunda hiçbir kimlik grubu tek başına toplumun çoğunluğunu oluşturmamaktadır.”

“Yani hiçbir kimlik grubu gerek halk kesimi olarak gerekse seçmen olarak yüzde 50’den fazla bir sosyolojik güce sahip değildir. Hepsinin sosyal tabanı yüzde ellinin altındadır. Bu durum adeta maruf ve meşhur bir vakıadır.” demektedir.” Demektedir.

Başat aidiyetin çoğunluk olmadığı ifadesi yanlıştır çünkü yapılan araştırmalar toplumun %89,9′a varan oranda kendini Türk olarak tanımladığı, %97,8′e varan oranda Müslüman olarak tanımladığını ortaya koymaktadır.

Türk milletinin tarihi yolculuğunda maruf ve meşhur olan vakıa Türk milletinin tarih boyunca birlikte yasama geleneği, toprağı vatanlaştırma kabiliyeti, muhteşem kaynaştırıcı kültür geleneğiyle devleti ebed müddet kavramı içinde varlığını sürdürdüğüdür.

Türk sıfatı ve kimliği, dar bir etniklik ve aidiyet değil; milliyetin ve milliyete dayalı olan milletin adıdır. Hâkim kültür zorlama değil sosyal bir süreçtir. “Eğer bir ülkede hâkim kültür reddediliyor ise, farklılıkların bütünü zenginleştirici özelliğinden bahsedemezsiniz.”

Millî kimlik mensubiyeti, sınırları ve kaynakları tanımlar. Böylece milletin yasamak ve çalışmak zorunda olduğu kesinleşmiş ve üzerinde ittifak edilmiş toplumsal alanı belirler. Bununla da kalmaz, bir topluluğu zaman ve mekâna konumlandıran ülkenin sınırlarını da çizer.

Bireyleri, milletin “moral cografyası”yla teçhiz eder. Ekonomik bakımdan, insan gücü de dâhil bölgesel kaynaklar üzerinde denetim kurulmasını sağlar. Politik bir sistem çerçevesinde tanış olmamıza, iletişim kurmamıza ve işbirliği yapmamıza fırsat tanır.

Milli kimlik,halk egemenliği ve demokrasi yönündeki bilincin de en büyük desteğidir.Milli kimlik demokrasinin üzerine inşa edildiği özgür kurumların oluşmasını sağlayan temel dayanaktır.Bunun yerine farklılıklara yapılan vurgu ortak değerlerle bunların ortak çalışmasını engeller.

CBHPK açıklamada “halkın iradesini %50′den fazla seçmen tercihleriyle belirleyici hale getirmek sosyolojik istikrarın temel güvencesi olur.” demektedir. Sosyolojik istikrarı sağlayan tarihi bir sürecin oluşturduğu toplumsal değerlerdir. Oysa seçmen tercihi dönemseldir.

Milletin tamamını ifade eden sosyolojik yapı ile oy kullanan seçmen sayısının çoğunluğu aynı değildir. Nitekim toplum nüfusu 81 milyon iken son seçimde 56 milyon seçmenden 49.6 milyon oy kullanmış,48.5′i geçerli sayılmıştır.25.4 milyon oyla da Cumhurbaşkanı seçilmiştir.

Yüzde elli oyun gerekliliği için atfedilen anlam, amacı aşan hukuki ve sosyolojik gerçekler ve makamın temsiliyeti ile siyasi destek ve tutumla bağdaşmamaktadır. Halkın çoğunluk iradesinin oluşması için karar süreci ve nisabı toplumsal gerçeklere ve pozitif kurallara uygun gerekçelerle izah edilmelidir.

Mesela “Toplu kararlarda kişi sayısını en üst düzeye çıkarma”, “yönetilenlerin rızasına dayanma”,”toplumun toplam faydasını arttırma”, “cumhuriyet için önemli olan sivil erdem ve entelektüel karakterin bireysel değerleri ilerletmesi” gibi gerekçeler ele alınabilir.