Mübarek Ramazan ayında orucumuzu tutuyor, iftar sofralarını paylaşıyor, inanç dünyamızda sorumluluklarımızı bireysel olarak yerine getirmeye gayret ediyoruz. Şüphesiz bu noktada sorumluluğumuz Allah’adır.

İnanç dünyamızın yüklediği sorumluluk sadece bireysel midir? Toplumsal hayatımız inanç dünyamızın öngördüğü öğretiyle ne ölçüde uyumludur? Toplumsal hayatımız ne kadar İslami?

Bu soruları kendimize sormak ve cevabını aramak gerekmez mi? Bizim bu konuda sorumluluğumuz yok mudur?

Scheherazade S. Rehman ve Hossein Askari uluslararası akademik bir dergide (Global Economy Journal) “İslam Ülkeleri Ne Kadar İslami?” adlı bir makale yayınlamış ve “İslamilik Endeksi” diye bir başlık altında İslam ülkelerinin ve İslam ülkesi olmayan ülkelerin “İslamiliğini” gösteren bir endekse yer vermişlerdir.

Bu çalışmanın çerçevesi İslam öğretisinin öngördüğü veya etkileyeceği düşünülen toplumsal yaşamın ekonomik, sosyal ve politik davranışlardır. Rehman ve Askari, Kuran-ı Kerim’de ilgili ayetler ve Hz. Muhammed’in yaşamı, uygulamaları ve sözlerini İslami öğretilere bağlılığın referansı olarak kabul etmişler.

Çalışmanın sonucu olarak, çeşitli göstergelerin kullanıldığı ekonomi, hukuk ve yönetişim, insan hakları ve siyasi haklar ve uluslararası ilişkiler olmak üzere dört alt dalda İslami kriterlerle ne kadar uyumluluk gösterdiğini izlemek amacıyla oluşan bir “İslamilik Endeksi” oluşturmuşlardır.

Endeksin ekonomi alt dalında, ekonomide adaletin sağlanması ve sürdürülebilir büyümenin başarılması, refahın tabana yayılması ve yeni iş alanlarının yaratılması ve İslami ekonomik ve finansal uygulamaların benimsenmesini dayanak olarak ele almışlar.

Bu konuda toplumsal cinsiyet eşitliği göstergeleri, emek piyasası verileri, ekonomik özgürlük, iş kurma kolaylığı, vergi seviyesi, eğitim eşitliği, şeffaflık ve sorumluluk, makro-ekonomik göstergeler ve diğer birçok gösterge bulunuyor.

Hukuk ve yönetişim alt dalı siyasi istikrar, hükümetin etkinliği, hukuk devleti ilkelerine uygunluk, yolsuzluk, yargı bağımsızlığı, bağımsız mahkemeler ve ordunun siyaset ve yargı kurumuyla ilişkisi gibi göstergelerden oluşuyor.

Freedom House’ın sivil ve siyasi haklar ile ilgili göstergelerinin yanı sıra kadınların karar alma mekanizmalarındaki etkinliği, siyasi risk göstergeleri gibi veriler de insan hakları ve siyasi haklar alt dalında bulunuyor.

Uluslararası ilişkiler alt dalı skorlarını ise çevre korunma göstergeleri, küreselleşme seviyeleri ve savunma harcamaları oluşturuyor.

Endeksin İslamilik’i yansıtıp yansıtmadığı tartışmaları bir yana koyduğumuzda, ölçmeye çalışılanın çok boyutlu olarak ideal bir ülkeyi önceliklendirdiği de söylenebilir. Bu bile İslam ülkelerinin toplumsal yaşamını mukayese açısından bir göstergedir.

2017 “İslamilik Endeksi” 3 Haziran 2018’de yayınlanmıştır. Bu endekste 152 ülke yer almaktadır. Endeksin ilk 10 sırasında Yeni Zelanda, Hollanda, İsveç, İrlanda, Danimarka, Kanada, Avustralya, Lüksemburg ve Finlandiya yer almaktadır.

Endeks içinde 39 İslam ülkesi vardır. Bu İslam ülkeleri içinde en ön sırada olan Malezya tüm ülkeler içinde 43′üncü Sırada yer almıştır.

Türkiye’nin “İslamilik Endeksi”nde yer alan tüm ülkeler içinde 81′incidir. Türkiye 2017 yılı endeksin ekonomi kısmında 82′inci,hukuk ve yönetişimde 81′inci, siyasi haklar ve insan haklarında 79′uncu ve uluslararası ilişkilerde ise 96′ıncı Sırada yer almıştır.

Türkiye genel endeks içinde 153 ülke içinde 2015 yılında 65′inci, 2016’da 150 ülke içinde 73′üncü sıradaydı. Ekonomide 2015 yılında 58′inci, 2016 yılında 71′inci, Hukuk ve yönetişimde 2015 yılında 55′inci, 2016 yılında 67′inci, Siyasi haklar ve insan haklarında 2015 yılında 84′üncü, 2016 yılında 80′inci, Uluslararası ilişkilerde 2015 yılında 102′inci, 2016 yılında 102′inci Sıradaydı.

Türkiye İslam ülkeleri içinde 2015 yılında 8′inci, 2016’da 11′inci, 2017’de ise 12′inci Sırada yer almıştır. İslam Ülkeleri içinde ilk sırada 2015’te Katar, 2016’da Malezya ve 2017’de ise Malezya ye almıştır. İlk sırada olan bu İslam ülkeleri endekse yer alan tüm ülkeler içinde 2015’te 39′uncu, 2016’da 41′inci sırada ve 2017’de 43′üncü sırada yer almıştır.

Bu tablolar medeniyetimizin öğretisi ile uyumlu olmayan bir kalkınma manzarasını ortaya koymaktadır. İslam’ın öğretisi ile onun pratiği arasındaki böylesine bir kopukluğun, otoriterlik, radikallik, oportünistlik ve şiddetle boşluğu dolduran ve saptıran, birbirine kışkırtan ve çatıştıran bir söyleme dönüşmesinin yol açtığı sorunları yaşıyoruz.

Böylesine bir ortamda ne yapmalıyız? İftar sofralarını paylaştığımız bu günlerde toplumsal hayatımızla ilgili idrak etmemiz gereken sorumluluğumuz nedir? Toplumları bireysel olarak sahiplenmek, başarılarını ve başarısızlıklarını değerlendirmek, yenilenmeyi desteklemek ve hükümetleri daha iyi politikalar geliştirmeye ve benimsemeye teşvik etmek gerekmez mi?

Ekonomiden, hukuka, düşünce ifade hürriyetinden insan haklarına, adaletten eşitliğe bütünlüklü bir yeni bir medeniyet hamlesine ihtiyaç yok mudur?