“Sizi tanışasınız diye milletlere ayırdık” hükmünün insanın doğası gereği toplum içinde yaşaması ve insanın millet içinde tanışmasının unsurları konusunda yüklediği sorumluluk nedir? İnsanın toplumsal yaşamı ekonomik, sosyal, kültürel, güvenlik gibi çok boyutlu olduğunda “tanış” olmanın da çok boyutlu olduğu gerçeği inkâr edilebilir mi? Millet olma gerçeğini onun ötesinde veya onun altında aramak aslında “tanış” olmanın kapsamını ve kavramasını daraltmıyor mu?

Farabi ve Maturidi’nin hak dinde bir sabitlik ve değişmezlik olduğunu ifade edip Farabi’nin millet kavramıyla toplumsal koşullara göre yasal düzenin değişkenliği ile Maturidi’nin yer ve zamanın koşullarına göre her bir toplumun kendine özgü araçları belirlemesini kavramak gerekmez mi?

Farabi’nin milletlerin, yani yasal düzenleri birbirinden farklı, ancak hepsi de amaç olarak bir ve aynı mutluluğun taşıyıcısı olan birçok erdemli toplumun olacağına ve Maturidi’nin evrensel din anlayışı sunarak, bu evrensel dinin farklı toplumlarda farklı biçimlerde tezahür edebileceğine dair öğretisinin taklide dayanan dogmatikliği ve farklılıkları ötekileştirerek bölünmeyi çoğaltan bir siyasal karmaşayı önleyebileceğinin milli, İslami ve evrensel düzen boyutunda önemini anlıyor muyuz?

En yüksek mutluluğa ulaşma yolunda tarih, kültür, ekonomi, coğrafya yoluyla insan doğasının gereği diğer insanlarla işbirliği yapması, tanış olması ve bunun içinde örgütlenme gereği de dikkate alındığında günümüzde milli devleti aşındıran ulus ötesi kimi arayışlara karşı bu öğretiler bize yol gösteremez mi?

Akıl ve Farabi’nin ifade ettiği en yüksek mutluluğa ulaşmada bireysel amaç, toplumsal amaç ve devletin varoluş amacı arasındaki bütünlük veya uyum nasıl sağlanacaktır? Farabi’nin aklın iyiyi bilme gücünde olduğu düşüncesinin bu uyum veya bütünlükte rolü nedir? Bu anlayışla bireysel özgürlükleri kişinin dilediğini yapması anlamına gelmeyip toplumsal bütünlüğe oranla kendini geliştirmesi olarak ifadesi aynı zamanda sorumluluğumuzu ortaya koymuyor mu?

Orhun abidelerinde “Bilgili kağan, bilgili buyruk, beyleri de milleti de doğru”nun ili(devleti) tuttuğunu” “bilgisiz hakan, bilgisiz buyruk ve ahenksiz bey ve milletin ilin(devletin) elden çıkmasına” yol açtığına dair öğüdünün fikri temellerinin günümüze yansıması nedir?

Farabi’nin doğal amacı olarak gördüğü “en yüksek mutluluğa” yönelmiş insan ve bu uğurda dayanışma içinde olan “erdemli toplum”, devletin temeline hakikati ve erdemi koyan “erdemli devlet” siyasal ülküsünü günümüzde nasıl ele alacağız?

Din ve devlet arasındaki tabiatları gereği olan ayrımı ve ilişkiyi ve buna zemin oluşturan siyaset kültürünü nasıl tanımlayacağız?

Maturidi’nin din ve devlet gibi iki kurum hakkındaki bahsinin ve bunlar arasındaki ayrım ve ilişkiyi kavrayışının ve buna zemin oluşturan siyaset kültürünün bugün bu konudaki ihtilaflara ışık tutabileceğini önemsiyor muyuz?

Maturidi’nin dinin, insan doğasına yaslanan alan olan devlet ve buna zemin oluşturan siyaset arasındaki ayrım ve ilişkisi bugün dinin siyasi amaçlı olarak kullanılmasının doğurduğu tartışmalara, sorunlara ve çatışmalara ışık tutabileceğinin idrakinde miyiz?

Farabi ve Maturidi dünyanın bayındır hale getirilmesi, yeryüzünden zulmün silinip adalete dayalı bir yönetimin kurulması için dünyevi olan ve uhrevi olan arasında bir bağ kurmasına dair düşüncelerini idrak edebiliyor muyuz?

Bu öğretilerin, çağımızda sadece ekonomik büyümenin mutluluk sağlamadığını dikkate alarak insan mutluluğunu sağlayacak yeni arayışlara, sadece kar maksimizasyonu arayışının değerler erozyonuna götürdüğü tartışmalara getirebileceği boyutun önemini biliyor muyuz?(Devam edecek)